Ey dağlar ulu dağlar
Çeşmeli sulu dağlar
Burda bir yiğit ölmüş
Gök gürler bulut ağlar
Mendili işledim
Ucunu gümüşledim
Sevdiğimin adını
Mendilime işledim
Hey oynayan yavrular
Ağaçta kuş yavrular
Ellerin derdi biter
Benim derdim yavrular
Suyu verdim soğana
Gönlüm düştü oğlana
Oğlan beni almazsa
Bıçaklara doğrana
Arıktan atladım geçtim
Cebini yokladım geçtim
Efkarım evlenmek değil
Adını yokladım geçtim
Su diyor geleyim mi?
Taş duvar deleyim mi?
Sen orda ben burda
Hasretten öleyim,
Atladım indim bağa,
Alnım değdi toprağa.
Yarden evvel ölürsem,
Girmem kara toprağa.
Dama çıktım dam değil
Penceresi cam değil
Yâr içinde ölürsem,
Bu da bana gam değil.
Asmada üzüme bak
Betime benzime bak
Ne kadar hain yarsın
Gülerek yüzüme bak
Bahçede iğdemidir
Dalları yerdemidir
Her güzeli seversin
Sendeki midemidir.
Harman yerin süpürdüm
Bağdaş kurdum oturdum
Yazıklar oldu bana,
Nazlı yâri yitirdim
Saçların kara yârım
Her sabah tara yârım
Tellerinin içinde
Gönlümü ara yarim
Tohumlar ekilmiyor,
Yapraklar dökülmüyor
Nazın bu kadarı da
Doğrusu çekilmiyor
Patlıcan oymadın mı?
Tadına doymadın mı?
Ana beni kınama
Sen cahil olmadın mı?
Elma attım kızlara
Yuvarlandı düzlere
Sende pişman olursun
Söylediğin sözlere
Ay doğar ışık gider
Gölgesi şaşık gider
Sevdiğini almayan
Gözleri açık gider
Çiçeğim açtı solmaz
Çilem bir türlü dolmaz
On beşinde yâr seven
Ölürde iflah olmaz
|
|
|
| Tarih: 16.12.2007-12:33:06 | Gönderen: gökbey | Okunma: 966 | Bu konuyu seç
|
| Kişisel imza: |
|
|
|
|
|
Fikirler (1) |
Anonim halk edebiyatının çok yaygın bir ürünüdür. Çoğunlukla sevda konularını işler. Ekseriya dört mısradan meydana gelir. Birinci, ikinci ve dördüncü mısraları kafiyeli olur. Bunlar hazırlık mısralarıdır. Asıl mânâ son iki mısrada ifade edilir.
Bazı Türk topluluklarında, "hoyrat, mane, mâna, mahni, bayatı, me'âni" gibi kelimelerle de karşılaşılan mânilerin konuları, Şükrü Elçin'in ifadesiyle, her türlü hayat olaylarıdır. Köy, kasaba ve şehirlerimizde okumuş, okumamış kimslerin ve bilhassa kadınların
irticâlen meydana getirdikleri ürünlerdir. "Aşk/sevgi" ön plandadır. Öte yandan "gurbete giden eşe duyulan hasret, güzellik-çirkinlik, kıskançlık,ölüm, evlenme düşüncesi, verilen sözde durmama, vefasızlık, kadere isyan,
ana-baba şefkatini arama ihtiyacı, gelin-kaynana çatışması" gibi konular, âdet ve ananelerimizle iç-içe, eğrisiyle-doğrusuyla mânilerle ortaya konur.
Çoklukla kadınların söylediği; mısralarda ay, güneş ve yıldızların parladığı; dağlar, denizler ve nehirlerin dile geldiği; toprağın suya, çiçeğin arıya, kuşun yemişe karıştığı; bülbüllerin güllere edebî aşk türküsünü terennüm ettiği; bekçilerin satıcılara, niyetçilerin davulculara ses yetiştirdiği mâniler, eski geleneğin izlerini taşıyarak günümüze kadar gelmiştir.
Karanfilim sarkarım
Açılmağa korkarım
Yar geliyor deseler
Ölü olsam kalkarım
Ateşim var külüm yok
Bülbül oldum dilim yok
Yar senden ayrılalı
Ağlamadık günüm yok
Elmayı yüke koydum
Ağzını dike koydum
Şu ellerin içinde
Boynumu büke koydum
Dut yedim duttu beni
Duttu kuruttu beni
Ben gurbete gidince
Yarim unuttu beni
Kebabı ince doğra
Geçerken bize uğra
Başka bir yar seversen
Bilinmez derde uğra
Mendilim bile bile
Ben düştüm gurbet ile
Yedi mendil çürüttüm
Gözyaşı sile sile
Mendilimin uçları
Çıkamam yokuşları
Yârime selam edin
Yedi dağın kuşları
Zeytin yağın şişesi
Ak gülün menekşesi
Oturmuş mani söyler
Ciğerimin köşesi
Elif üstünde cimler
Bülbül kafeste inler
Benim kalbimde sensin
Senin kalbinde kimler
|
| Tarih: 17.12.2007-09:46:38 | Gönderen: (al yazmalim) |
|
Ne kervan kaldı,ne at,hepsi silinip gitti,"iyi insanlar iyi atlara binip gitti" |
|
|
|
Hepisini göster |
|
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.(üye değilseniz kayıt olmalısınız).
|
| |
| |
|
|